En Duygusal 10 Aşk Filmi

En Duygusal 10 Aşk Filmi

1 The Notebook

Aşkın en güzeli ruhu uyandırandır, The Notebook bunu en güzel ve en romantik aşk sunumuyla,  çok şey kaybedilecek filmler statüsüne ustalıkla almayı başarmıştır. The Notebook her şeyin önceden planlanmış hali; aşk ise gerçeğin ta kendisi bilinmez ki neleri getirip neleri götüreceği. 2 Dünya savaşı yıllarında başlayan, aşkın bir tablodan izlermişçesine aktardığı bir aşk hikâyesidir.

Filmimiz bir huzur evinde yaşlı bir adamın bir kadına Noah ve Allie’nin aşkını anlatan bir kitabı okumasıyla 1940 lı yıllarda başlar. Seabrook Adası’na Allie Hamilton isimli 17 yaşında güzel bir zengin kız tatil için gelir. Kasabada kereste işiyle uğraşan Noah Allie’ ye ilk görüşte âşık olur. İkiside farklı dünyaların insanları olmasına rağmen zıt kutuplar gibi birbirlerini çekerler ve doludizgin bir aşk yaşamaya başlarlar.

Rüya gibi geçen aşk Allie’nin ailesinin öğrenmesiyle kasabadan ayrılmaları bir olur. Noah bir yıl boyunca mektup yazıp gönderir, Allie’nin annesi ise mektupları kızı görmeden alır. 2 Dünya savaşı kızışmasıyla, Noah ve arkadaşı gönüllü olarak askere gider, Allie de orda gönüllü olarak yardım etmektedir. Noah’ ın arkadaşı Allie’ye aşık olur, Allie de buna karşılıksız kalamaz tam evlenmeye karar verirlerken Noah’ın fotoğrafını görür ve bütün ezberler bozulur. Daha fazla bir şey yazmak istemiyorum, ileride alacağınız tada limon sıkmak istemem.

 

2 Aşk Ve Gurur (Pride And Prejudice)

Jane Austen’ın meşhur romanı çeşitli versiyonlarıyla defalarca beyazperdeye aktarılmış olup şüphesiz en iyi aktarılanlarından biri bu filmle olmuştur.  İnsanı günlük hayatın gerçekliğinden kopartan, bambaşka romantik bir dünyaya götüren, etkileyiciliğiyle insanı ciddi ciddi esas kızla esas oğlanın evlenmesi derdine düşürüren, aşkı tertemiz duygularla işleyen harika bir film.

Gurur bazen insanı çıkmaza sokabileceği gibi, hiç gurursuz olmamakla beraber gururun esiri olmakta kesinlikle çok kötü bir durumdur. Filmde bunun güzel bir örneği olmuş, bakalım gururlarını aşka feda edebilecekler mi?. İngiltere’de beş kızı olan Bennet kızlarını zengin koca bulup hayatlarını sefa içinde sürmelerini ister. Servet sahibi Bay Darcy’nin komşu gelişleri Jane’ye tutulması bir olacaktır.

Bu durumu sezen annesi, kızını yağmurlu bir günde Bingley’in malikânesine gönderir. Jane çok hasta olur geri dönemez, Darcy’e ona bakar , ondan hoşlansa da soylu bi aile bireyi olmanın verdiği önyargıya engel olamaz.18. Yüzyılı çok iyi yaşayacağınız, Elizabeth Bennett ve Fitzwilliam Darcy arasındaki soğuk savaşın zaman gittikçe nasıl tutkulu bir aşka dönüştüğüne şahit olacaksınız..

3 Aşk Zamanı (Fa Yeung Nin Wa)

Film bitene kadar gözünüzü kırpmadan izleyeceğiniz, mükemmel bir başyapıt. Bekleyen ve umut eden iki karakter, sanki yıllardır birlikte oldukları insanları beklemekteler. Kadın güzel zarif ve gururlu, adamda yakışıklı ve centilmendir.

Bir gazetede yazı işleri müdürü olan Chau, Şangayların oturduğu eve taşırken tesadüfen tanıştığı Li-Chun ile tanışır. Li-Chun ve eşi de eşya taşımaktadır, birbirlerine yardım ederler ve aralarındaki bağ git gide artar.

Yaşadıkları yer aynı olduğundan ve eşlerinin ilişkisi nedeniyle aralarında bir belirsiz çekim oluşur. Birbirine sevgi büyüten bu ikili birbirlerine bir türlü yaklaşamazlar, dokunamazlar sürekli birbirlerinden kaçarlar ama nereye kadar.. Ardından aldatılma hissi kurşun gibi delip geçer ve ikili ilişkilerini gözden geçirmeye karar verirler.

4 Aynı Yıldızın Altında

Aynı yıldızın altında ya da orijinal adıyla ”The Fault in Our Stars”, beklentilerin aksine kitabıyla en uyumlu filmler arasında yerini almıştır. Ölüm ile yaşam arasında ince çizgide gidip gelen, sayılı günler içinde sonsuzca yaşamaya çalışan karakterlerin gerçekliği. Daha buluğ çağında olan kanser hastası Hazel Grace’in birkaç yıl daha yaşamasını garanti eden tıp mucizesine rağmen hastalığı ölümcüldür.

Üç senedir tiroid kanseriyle mücadele eden Hazer’ in akciğerlerine de sıçradığı için hayatı oldukça zordur. Oksijen tüpüyle yaşamını sürdüren Hazer’, yakışıklı Agustus Waters ile kanseri yenme grubunda tanıştığında onun da bu yollarda mücadele ettiğini hatta bacağını kaybettiğini öğrenir. Hazel’ın hayatı bambaşka bir yöne sapar ve birbirleri ile yakınlaşmaya başlarlar.

Zeki Augustus’un çekimine karşı koyamayan kızın öyküsü yeniden hayat bulur. Augustus, Hazer’i sırıl sıklam aşık olur ve onu bir an olsun yalnız bırakmaz. Sevdiğinin hayallerini gerçekleştirmek için onunla, Amsterdam’a gitmeye karar verir ve Hazel’ın hayran olduğu yazar Peter Van Houten’i aramaya koyulurlar..

 

5 İngiliz Hasta

1996 yılının en iyilerine dâhil olmak üzere 9 dalda Oscar ödülü kazanmış. Geçmiş ve gelecek zaman ekseni etrafında kurulmuş bir olay örgüsü. Dramatik bir aşk hikâyesini konu alan, iyi oyunculardan kurulmuş savaşın ve aşkın yan yana durduğu muhteşem bir film. ‘Karanlıkta bir gün ne kadar sürer ?’, Savaşı, dramı, gizemi, romantizmi o kadar güzel filme serpmiş ki yönetmen hepsinin tadı ayrı ve sıkmadan geliyor.

Haritasız bir dünya düşüncesiyle, ikinci dünya savaşında geçen hikâyede Laszlo Almays bir harita yapımcısıdır ve bir uçak kazası sonucu vücudunda yanıklar oluşur ona bakan hemşire ile geçmişe bir yolculuk yapmaya başlarlar. Yasaklı bir aşka gönül vermiş ateist bir adam. Kirletilmiş ama kirlilik içinde yaşamaya devam eden bir kadın. O da yasaklı aşkına devam ederken kocasını elinde tutmaya çalışır. Fakat kadını en çok seven ‘yasaklı kocası’ olur. Her ne kadar verdiği söz bir şeyleri değiştirmeye yetmeyecek olsa da verdiği sözlerde durur. İç çekip Laszlo’nun o eski defterinin yapraklarını çevirdikçe şahit olduklarınız alıp götürecek sizi sizden. İzlediğinizde pişman olmayacağınız bir film, eğer gerçek bir sinemaseverseniz..

6 Titanik

İşte aşk budur delirtecek, 10/10 luk müthiş bir başyapıttır Titanik.1900’lü yıllarla günümüze bağlantı kuruluşu, sinemaseverlerin izlemesi gerçekten takdire değer bir emekle ve sermayeyle yapılmış, destansı hikâyesi ve nefes kesici ihtişamı diğer bir adıyla gişe canavarı olarak bilinen Titanik. James Cameron’u yaşamımızda en gerçeğe yakın filmi Titanic, 14 branşta Oscar adayı olarak, 11 mükâfata hak kazanmıştır.

Denizcilik tarihin en büyük facialarından birinin günümüz sinemasına en güzel uyarlanmış bir film Titanik. Birbirinden farklı iki insan hayatın garip bir tesadüfüyle bir gemide buluşurlar. Sınıf farkına aldırmadan birbirine deli gibi âşık olan iki genç, batmaz denen ünlü büyülü geminin birçok insana mezar olabileceğini asla bilemezlerdi. Yola koyulmalarından dört buçuk gün sonra, Titanic iki saat kırk dakika süren ve sulara gömülmesiyle son bulan, hazin olayların doğmasına neden olacak buz dağına vuracaktır..

7 Kasımda Aşk Başkadır

Tek kelimeyle dört dörtlük bir aşk filmi. Sevdiğiniz insan için neleri göze alırsınız.? Monoton bir hayatınız varken birden bire bir kadın perdelerinizi aralayıp karşınıza çıksa ve hayatınızın akışını bir anda başka yöne çevirse.. Kasım’da aşk başkadır, çünkü o takvimdeki bir gün yaprağı değil, bir umut kapısıdır. Nelson Moss, hayatını iş üzerine kuran, tam bir işgüzardır.

Ta ki, Sara Deever adında hayat dolu çılğın ve neşeli bir kız girene kadar. Tesadüfen ehliyet kursunda tanıştığı Sara hayatını hiçbir şeyin engellemeyeceği, tam anlamıyla hür bir kız olmakla birlikte erkekleri de baştan çıkaracak çekiciliğe de sahiptir. Nelson çalıştığı firmada, fayda ziyan ilişkilerini yapar, bu monoton hayattan ona Sara’dan gelecek teklifle tamamen bambaşka bir yola gider.

Sara kanserle boğuşmaktadır, Nelson’dan istediği ise en azından bir süre aynı çatı altına girmek mutlu olmak ister, çünkü Sara ilk kez kalbi biri için bu denli çarpar, Nelson’a çoktan deliler gibi aşık olmuştur bile. Nelson’ nun Sara hakkında bilmediği konu ise ona kalpten vurulduğu ve kanser olduğudur. Kader’in birleştirdiği bu ikiliyi bakalım neler bekliyor..

8 Casablanca

Casablanca, sinema tarihinin en iyi filmler statüsüne adını baş harflerle defalarca yazdırabileceği harikulade bir aşk filmidir. Müthiş oyunculuklar harika diyaloglarla, entrika, fedakârlık ve insanı cezbetmesi bunların hepsinin bir çatı altında toplanmasıyla oluşan tam bir başyapıt. 2. Dünya savaşının karanlık yıllarında, onur, erdem ve idealizmle süslenen ve bunu insanlara son derece iyi işlenen bir senaryo. Fas’ın Kazablanka kentinde Hitler’den köşe bucak kaçan Avrupalılarla ilgi çekici türlü bir görünüme sahip olmuşlardır.

Victor Lazlow Alman kampından kaçarak bir umut Casablanca’nın yolunu tutar. Aklındaki planı Lizbon’a oradan da ABD’ye göç etmektir. Rick Blaine karakteri, şehrin en popüler barına sahiptir. Bir gün eski sevgilisi Ilsa, direniş başkanı kocası Victor Laszlo ile birlikte gelir. Çaresiz bir şekilde Casablanca’ya gelen Ilsa ve Laszlo çiftinin bu şehirden kaçmalarının tek yolu bir Rick’tir. Daha önce Rick ile aşk yaşamış ve onu yüz üstü bırakmıştır Ilsa. Bu acının sonrasında Casablanca’ya yerleşip şehrin en ünlüleri haline gelmiştir, onu aklından çıkarırken Ilsa’nın ziyarete gelmesi hiç hoş olmayacak..

Yorumlar

WORDPRESS: 0